Kayıtlar

Tık Tık…/29.

 Bu sonbahar öyle bir yumak bıraktı ki göğsüme hangi kelimeyi nereye, nasıl işleyebilirim düşünmekten yaş almanın hengâmesine kapımı tıklatmadım. Tıklatamadım… Zaten bunu istemiyor muydum sonunda? Bitmesini, dinmesini, yitip gitmesini… Olmaması gerekenin gitmesi, Olması gereken değil miydi? Zamanımın kumları kimin elinde idi ki ben karar veremedim diye tepiniyorum? Emin değilim.  Göğsümde yumaklardan bir dert bahçesi var. İnsan olmak en büyük derdimmiş fark ettim. Kendimi bir şey sanıp kabul ettim. Dağ olmak vardı… Ağaç olmak vardı… Göğün üstünde sönen yıldız; Altında süzülen kuş olmak vardı. Kendimi bir şey sanıp kabul ettim. Göğsümdeki yumaklar o denli sardı ki nefesimi  Bazen sormak zorunda hissediyorum, “Kafesim tıklatıyor mu bedenimi?” Tık, Tık, Tık, Zamanımın kumları nereye dökülmekte idi ki ben göremedim diye deliriyorum? Emin değilim. Bi’ şekilde kaçamadığım için hâlâ buralardan Ve İçimdeki ruhsuz saat hâlâ çalıştığından  Ve Kabul edilen tüm kapıları kapattığ...

Bir Melankoliğin Günlüğünden Kareler 38: Tahammülojik

Saat: 05: 03. Uyanık olmak için keyfiyetsiz bir zaman dilimi. "Sabahın ilk ışıkları..." diye başlayan romantik cümleye de yakın bir vakit. İşte buradayım, günlükte. Ben, melankolik. Ben sanırım, umarım hâlâ melankolik. Bugün veya dün veya yarın bu sayfada biraz öfkeliyim. Başımın arkası belki topuzumdan değil de bu sebeple ağrı içinde. Kucağımda yazmama engel olan ama bundan zerre haberi olmayan kedim. Buna rağmen tam göremediği harflerle yazmaya devam eden ben. Ben, melankolik. Bu aralar sanırım, tahammüle sahip değilim. İnsanların hakkımda verdikleri kararlar, bana söyledikleri sözler içimi bunaltıyor. İçimi kasvetlendiriyor. İşte tam olarak bu da beni sinirlendiriyor. Eskiden insanlara kendimi açıklama gereksinimi duyardım. "Ama neden böyleyim, biliyor musun?" "Şunları yaşadım, o sebeple şu anda bu hâldeyim." "Ama sen tam bilmiyorsun, anlatmama izin ver, anlayacaksın." Tüm o kendini açıklama çabaları, kanadı kırık bir kuş gi...

Okumadığın Bir Başka Mektup

Sana bir yaz pazarı okumadığın bir mektup yazmıştım hatırlar mısın bilmem. Ve senin hatırlamanı,okumadığını düşünsem de okumuş olmanı nasıl dilerim bir bilsen... Sabah bir rüya gördüm,rüyamda seni gördüm aslında seni değil de sesini gördüm.Ah sesinden hayatın dallarına konduğum...Küfür gibi bir romantizm besliyorum burada sana fark etmişsindir.Yazdan kışa,kıştan bahara dönen zamanda o kadar çok şey değişti ki senin okumadığın kelimelerim haricinde. Dışarısı soğuk hem de çok soğuk yaz olsa eserdi ama üşütmezdi,nefes alamıyorum bu yüzden sana yazarken ya da çok kırılınca gözlerimi kapatamıyorum.Göz kapaklarımı sen öpmüyorsun diye yaz meltemlerine öptürüyordum ben.Ankara'nın ayazı öpmüyor,dövüyor hatta azarlıyor göz kapaklarımı.Sanırım kapatıp seni düşlediğim için... Memleketi hiç sorma bana olur mu?Çünkü senin okuyamadığın,okumadığın bu mektup gibi kimse okuyamıyor ve okumuyor bizim memleketi. Artık hiç kapanmaz,hiç kabuk bağlamaz,kanı da durmaz bir yara bu memleket. Ve en komi...

Nice senelere anne.

Aslında tam olarak nasıl başlayacağımı bilmemekteyim.Her zaman ki gibi bilmemek üzerine yaratılmış doğam ile bunları yazmaktayım.Gerçi sen beni bilirsin anne.Kimin aklına gelirdi bu denli yaşlanacağımız?Gerçi sen yaşlanmadın lütfen üstüne alınma yine de ben yaşlandım,büyüdüm.Çocukken de sana böyle yazardım hatırlıyor musun?Defterden kopardığım kağıtlara gece televizyon izlemek için izinler,salonda uyuyakalınca korkudan özürler veya kavga edersek sana küsmüş sözler... O zamandan konuşmaktan ziyade yazmaya meraklı bir çocuk olduğum belli imiş.Sana resim de çizerdim bir zamanlar.Gerçi şimdi ne yazı ne resim fazla konuşuyoruz seninle.Belki de benim yaşlanmamın etkisiyle kim bilir?Ben bilmem,bilirsin. Çocukken doğum gününü hep karıştırma korkusu çekerdim ay ile günün yerini bir türlü bilemezdim.Geç öğrenen ama tam öğrenen bir çocuktum.Sana hediyeler almak için çırpınır dururdum bunu da anneannemden kopardığım güzide paracıklar ile yapardım tabi.O zamanın behrinde 20 lira çok önemli bir me...

Hapis

Söyleyemediğim,gizlim Özgür değiliz biz seninle, Hapsolduk, Sevgilim Şarkılarda, Yollarda, Her sabah o yolları gözleyen Balkon güzeli teyzenin dudağında, Rüzgarın sevdiği saçlarımda, Ve Bana sarılmayan kokunda... Kırık şiirler yazarım sana Sen sararsın kolunu bacağını Yetişmez yorgun gönlüm Bu dünyaya Gözlerin koşar rüyalarıma Ve yine İhtimallere hapsolduk biz  Sevgilim Karşı şeritte akıp giden Tekerleklere, Onların üstüne serpilmiş Kalabalık Sabah nefeslerine, O nefeslerden biri olman Ümidime, Gelmediğin günlere Geldiğin her geceye Dokunamadığım o tuzlu Sesine, Isıtmadığın buz ellerime, Öpmekten usanmadığın Yüreğime  Hapsolduk. Mahkumiyet mi dersin Sevgilim, Özgürlük mü? Gökte raks eden kuşlar Bizi görür mü? Kuşların kanadında Hapsolduk  Sevgilim Hangi yere uçar, Hangi göğe düşeriz? Biz olmayan geleceğe Emanetiz, Sevgilim biz Kadere hıyanetiz.  Ve  Benim açılmaz goncam, İçimde solan çiçeğim. Sen bana, Ben sana...

Bir Melankoliğin Günlüğünden Kareler 11:Taşlaşmış Muhteva

Bu sonbaharın benim sonbaharım olması için yine çok dua etmiştim hala da ediyorum.Fakat yine şansım yok sanırım yine sonbahar beni biraz daha öldürme hayalinde.Ben onu ne kadar çok sevsem de onu beklesem de onu özlesem de sonbahar beni alıp yavaş yavaş öldürmenin özleminde. Ben sonbaharı hep kimsem yok bari bir mevsimim olsun sevdasında kokladım.Belki de bu yüzden bir sonbahar gününde bu dünyaya baktım.Kader varsa yani inandığım kader,alnıma ilmek ilmek hüzünle işlenilen kader,ben buna inanıyorum. Kendime inanmasam da o kadere inanıyorum,içimden atamadığım,içimde kurutamadığım hüznüme inanıyorum,güze inanıyorum beni öldürme özleminde olan güze. Havalar soğumaya başladı ama bu kış soğuğu değil daha böyle ılık ılık sizi saran bir soğuk.Ankara soğuğu,en sevdiğim soğuk bu,ev soğuğu,insanın içine sıcak sıcak işleyen bir soğuk.Belki de Ankara'ya da inanıyorum bu yüzden ondan gitmeyi asla istemiyorum başka yerde nefes alabilir miyim bilmiyorum,beni saklasınlar Ankara'ya,bu güve...

BEN BİR TEMMUZ GÖMDÜM BABA

Bu olmayan bir temmuzun yazısı,mektubu,kederi ne dersen işte adını sen koy.Yazmamak için çok uğraştım ben bunları,yazmasaydım çıldıracaktım,daha da kırılacaktım,tükürürüm suratına bu kağıdın dedim oturdum yazdım sonra sen bilmezsin tabi göremedin bu dönemleri pek teknolojik şeylere geçirdim içime yazdıklarımı baba.Sen çoğu şeyi göremedin baba,şimdiki beni göremedin mesela… Sen yokken neler yaptım merak ettin mi hiç?Nasıl büyüdüm,nasıl debelendim,nasıl yaralandım,nasıl kanadım hiç düşündün mü?Sen yokken mesela ben reşit oldum artık memleket beni kabul ediyor.İşte ortaokul bitti,lise bitti,üniversite başladı.İnanır mısın kazandım ben inanamadım gerçi sen inanırdın.Edebiyat okuyoruz bilirsin kafam hiç basmadı şu bize dayattıkları matematik denen şeye ya da sayısal şeyler diyelim de genellemiş olayım sana.Sen yokken işte insanlar beni yaraladı hani yokluğun ile eşdeğer yaralanmalardı inanır mısın ben yıkılırken o dönemlerde elini çok istedim ensemde.Hani şaplağı geçirip kim onlar lan ay...