Okumadığın Bir Başka Mektup

Sana bir yaz pazarı okumadığın bir mektup yazmıştım hatırlar mısın bilmem.
Ve senin hatırlamanı,okumadığını düşünsem de okumuş olmanı nasıl dilerim bir bilsen...
Sabah bir rüya gördüm,rüyamda seni gördüm aslında seni değil de sesini gördüm.Ah sesinden hayatın dallarına konduğum...Küfür gibi bir romantizm besliyorum burada sana fark etmişsindir.Yazdan kışa,kıştan bahara dönen zamanda o kadar çok şey değişti ki senin okumadığın kelimelerim haricinde.
Dışarısı soğuk hem de çok soğuk yaz olsa eserdi ama üşütmezdi,nefes alamıyorum bu yüzden sana yazarken ya da çok kırılınca gözlerimi kapatamıyorum.Göz kapaklarımı sen öpmüyorsun diye yaz meltemlerine öptürüyordum ben.Ankara'nın ayazı öpmüyor,dövüyor hatta azarlıyor göz kapaklarımı.Sanırım kapatıp seni düşlediğim için...
Memleketi hiç sorma bana olur mu?Çünkü senin okuyamadığın,okumadığın bu mektup gibi kimse okuyamıyor ve okumuyor bizim memleketi.
Artık hiç kapanmaz,hiç kabuk bağlamaz,kanı da durmaz bir yara bu memleket.
Ve en komik tarafı bu yara ile seni daha çok sevdim ben,bu yara açıldığı için sana daha yakınlaştım,sana daha tutundum,sana daha sen oldum ben...
Bilir misin?
Keşke bilsen...
Keşke bilsem...
Rüyamda biliyoruz dedin bugün.
Sen de ben de o yara ilk açıldığı vakitler ikimiz adına da küçüktük.Sen benden büyüktün belki ama hayat da senden büyüktü.
16 yaşımda daha güzel gülüyordum ben biliyor musun?İyiki o yaşımda gördün beni...
Seni gördüğüm o kaldırımın köşesi var ya hani belediye o kaldırımdaki taşları değiştirdi.O kaldırımdan senin ayak izlerini sildi belediye.Nereden bilsin tabi beni sildiğini...
O gün bahardı bugün o değişmiş taşlara basarken hatırladım.Herkes oradaydı da orada değildi sanki.
O nasıl bir kaderdi,nasıl bir bahardı?Hala aklım almıyor.
Bir baş çevirip iki göz kırpmak ve yürümek...
Ve sadece 1 kere...
Bir başkası o günden sonra nasip olmadı.
Belki de bunu sen istemedin.Sana soramadım.Sana yaralarını,berelerini,istediğini,istemediğini soramadım.Özür dilerim,sormak isterdim,sana bu yara da kapanır bak bir yara nasıl yaşatıyor bizi diyemedim.
O sırada sen de büyüdün ve değiştin.Çok değiştin.
Mesela iyi bakmadın kendine zayıfladın yüzün güneş gibi yuvarlaktı ilk görüşümde şimdi ise köşeli bir kömür...
Benim kömürüm.Karasını ben bilirim.Çok kısa bir zamanda bildim ben o karayı.Nasıl deseler cevabım yok.
Şimdi bizi yaşatan diye andığım bu yara var ya beni ne kadar korkutuyor bir bilsen,bilmeni isterim,bunu bil çünkü korkuyorum bu yara seni alır beni öldürür diye.
Ve sen o kadar bağımlısın ki memleketteki yaraya kaçmaya,beni öldürmeye,beni bırakmaya...
Uzun süre sesini duymayınca korkuyorum ve soruyorum o hala burada,hayatta..
Mı? yı salla ayrı yazılan her şey ayırır hayatta.
Seninle çok ayrı kalmadık mı aslında...
Keşke beni anlasaydın o 16mda.Anlamadın,bak nelere,nerelere savrulduk,biliyorsun,biliyorum,biliyoruz.
Ben sana sesin kötü hasta mısın,kendine iyi bak olur mu diyemiyorum,ben seni öyle arayamıyorum.
Sen?
Sen bana her şeyi diyebiliyorsun,sen beni öyle arayabiliyorsun.
Sen 1 dakikaya sayamadığım kelimeleri sığdırıyorsun.
Sen elimi kolumu bağlıyorsun.
Ama
Sen yoksun.
Ah benim varlığıyla yok olanım.Bilmem işte bilmem sana nasıl anlatayım bu hâli,bu yarayı.
Anlatmak istediğim vakitlerde anlatamıyorum.Sesine ben ne yaralarımı kapatıyorum.
Bu arada Şubat şimdi Mart'a gülümsüyor.Genelde o gülümsediğinde insanlar üşür,hasta olur,son sesinde öksürdü yüreğin diyemedim dikkat et kendine diye,dert oldu içime,
Belki derim başka bir günde,ayda,yılda,zamanda...
Ümit ölmez ki.
Ben o ümitlerimle kaç kahve içtim de kaç fincan kapattım bu yaramızın üstüne.
Bugün seni gördüğüm o kaldırımda içim çok acıdı.Hep acırdı da nedense bugün başka acıdı.Yine güneş vuruyordu o kaldırıma bir anda istedim ki gel sen o kaldırıma,ben durayım bilmediğim adım sayıları kadar çapraz arkanda çevireyim başımı sana.
Çok istedim ve bu yüzden başımı eğdim ve o kaldırımdan geçtim.
Annem de yanımdaydı o gün gibi yine yanımdaydı.Annem olunca içimin acısı daha azaldı.Annemin kolunda yürüyünce eğik başımın değişen kaldırım taşlarına dökülen gölgesi öyle üzmedi çok beni.
Diyorum ya orada olmaman üşüttü beni.
Bendeki memleketten gayrı senden ayrı yara hava aldı.
Senden yana çok şarkı var kulaklarımda.
Hele geçen Şubat'ta bizi uğurladığın o şarkıyı ben unutmadım aslında.
Sen unuttun da ben unutmadım sen şarkı gibi unuttun.
Üstüne bir de benimle konuştun,unutuşun şerefine konuştun.
O gün bana dedin ya hani ben unutmadım işte aklımda şöyle böyle unuttu diye düşünme dedin ya bana diyemedim yine sana sen neleri unuttun da ben sana ses etmedim diye.
Ah benim unutuşu büyük hatrım...
Yine bir gün döndü bu arada sana yazarken benim uykum geldi.Uykum geldi de sen gelmedin bu sefer.
Nadir gelenimsin sen benim.
Şu günlerde içim ne kadar delik deşik oldu.Aklımdan neler geçiyor neler...
Beni delip geçiyor üstelik.
Memleketsizlikten mi?
Annemsizlikten mi?
Senden mi?
Hangi birinden ürpersin içimde açılmasın bu delikler?
İmkansız.
Zeki Müren'de der ya hani imkansız diye şarkıda.
İmkansızımsın bu mektup okuma imkanının imkansızlığı kadar.
Bugün beni tek mutlu eden şey havanın benden yana oluşu,gökyüzü gri yağmur her yerde ve çoğunluk rüzgar.Hem üşütüyor hem de ısıtıyor yani.
Güneş,kar yalan yağmur tek bak buna inan.
Bu cümleme gülmeni isterim nasıl da kafiyeli yazmış diye.
Seninle ben belki de en büyük kafiyeyiz bu hikayede kim bilir?
Ben bilmem inan ben bilmeden yaşıyorum.Bazen bilmemeyi bile tercih ediyorum.O denli bağlıyım bilmemenin verdiği huzura,kayba.Belki de senden daha fazla.
Sahi seni bilmeseydim daha mı kapalı olurdu yaralarım?
Sorusu bile bir yara açar tenimde.
Seni bilmek her daim güzeldi hatta bilip de bilmemezlikten gelmek.
Fakat her güzel de acıtır.
Acıttı.Tıpkı çocukken parmağımı kesen ilk kağıt gibi acıttı...
Sen de benim aklımı,yüreğimi,günlerimi,bilmediğim bir geleceği ve sevdiğim bir geçmişi kestin.
Şimdi kağıtlar eğilir ve bükülür önünde.
Lütfen ah lütfen oku bu sefer.
Bir sefer...
Sadece 1.
1.
Ah benim birim,biriciğim.
Bak bir bakış,bir görüş,bir ses,bir kelime,bir cümle hatta binlerce cümle bizi nerelere getirdi seninle.
Şimdi senin bir kararınla nasıl da sönüyor içerim.
Bunları yüzüne yüzüne bir bir anlatmak isterdim.
Hep istedim.
Bekledim biliyor musun?
Ben olan olmuş her şey ile seni bekledim.
Neden diye sorma ben de soruyorum.
Ah benim nedensizim.

Daha çok mevzu var sana söylenmeye fakat elim üşüyor.
Ne demiştim sana son mektupta ben?
Ah benim sönük canım bilmem ki adın ne olsun ama isterim ki sen okumasan bile birileri okusun.Okumadığın bir mektupla sana selam eder,uçsuz bucaksız göğümüze gülümserim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tık Tık…/29.

Bir Melankoliğin Günlüğünden Kareler 38: Tahammülojik

Nice senelere anne.