Tık Tık…/29.
Bu sonbahar öyle bir yumak bıraktı ki göğsüme hangi kelimeyi nereye, nasıl işleyebilirim düşünmekten yaş almanın hengâmesine kapımı tıklatmadım. Tıklatamadım…
Zaten bunu istemiyor muydum sonunda?
Bitmesini, dinmesini, yitip gitmesini…
Olmaması gerekenin gitmesi,
Olması gereken değil miydi?
Zamanımın kumları kimin elinde idi ki ben karar veremedim diye tepiniyorum?
Emin değilim.
Göğsümde yumaklardan bir dert bahçesi var.
İnsan olmak en büyük derdimmiş fark ettim.
Kendimi bir şey sanıp kabul ettim.
Dağ olmak vardı…
Ağaç olmak vardı…
Göğün üstünde sönen yıldız;
Altında süzülen kuş olmak vardı.
Kendimi bir şey sanıp kabul ettim.
Göğsümdeki yumaklar o denli sardı ki nefesimi
Bazen sormak zorunda hissediyorum,
“Kafesim tıklatıyor mu bedenimi?”
Tık,
Tık,
Tık,
Zamanımın kumları nereye dökülmekte idi ki ben göremedim diye deliriyorum?
Emin değilim.
Bi’ şekilde kaçamadığım için hâlâ buralardan
Ve
İçimdeki ruhsuz saat hâlâ çalıştığından
Ve
Kabul edilen tüm kapıları kapattığımdan
Büyüyorum,
Yaş alıyorum.
Öyle bir girdap ki hem nefret ediyorum hem de merak ediyorum.
Bir karanlık çöktüğünde, uyumak emredildiğinde…
Yastığa sarılıp gözlerimi yumuyorum.
Gözlerimi yumunca geçer sanıyorum,
Geçmiyor.
Olmaması gerekenin gitmesi,
Olması gereken.
Yumak bahçesi bir şekilde derilmeli.
Kapılar açılmamak üzere kapanmalı.
Ki zaten kaç kez ellerimi parçalarcasına çaldım,
Açılmadı.
Zamanımın kumları,
Tık,
Tık,
Tık,
Kimin elinden, nereye dökülerek 29. kez beni mahvediyor bilinmez,
Ben geriye kalan
Tanenin,
Yumağın,
Peşindeyim.
Yedi mevsim çeşmesi daha insan olmanın merakı ve nefreti,
29. kez kanayan dizlerim,
Parçalanan ellerim,
Yumaklanan göğsüm,
İyileşmeyen ruhsuz saatim,
Tık tık…
Maalesef yine geldim.
Yorumlar
Yorum Gönder