Bir Melankoliğin Günlüğünden Kareler 38: Tahammülojik

Saat: 05: 03.
Uyanık olmak için keyfiyetsiz bir zaman dilimi.
"Sabahın ilk ışıkları..." diye başlayan romantik cümleye de yakın bir vakit.
İşte buradayım, günlükte.
Ben, melankolik.
Ben sanırım, umarım hâlâ melankolik.
Bugün veya dün veya yarın bu sayfada biraz öfkeliyim.
Başımın arkası belki topuzumdan değil de bu sebeple ağrı içinde.
Kucağımda yazmama engel olan ama bundan zerre haberi olmayan kedim.
Buna rağmen tam göremediği harflerle yazmaya devam eden ben.
Ben, melankolik.
Bu aralar sanırım, tahammüle sahip değilim.
İnsanların hakkımda verdikleri kararlar, bana söyledikleri sözler içimi bunaltıyor.
İçimi kasvetlendiriyor.
İşte tam olarak bu da beni sinirlendiriyor.
Eskiden insanlara kendimi açıklama gereksinimi duyardım.
"Ama neden böyleyim, biliyor musun?"
"Şunları yaşadım, o sebeple şu anda bu hâldeyim."
"Ama sen tam bilmiyorsun, anlatmama izin ver, anlayacaksın."
Tüm o kendini açıklama çabaları, kanadı kırık bir kuş gibi yine de uçmak adına deli gibi çırpınma vakaları ya da sudan çıkmış balık gibi kendini yaşayabilmek adına yerlere vurma anları benim sinirlerimi bozuyor.
Artık.
Sinirlerimi bozuyor!
Bir dakika kaymaklı lokumumdan bir ısırık alayım lütfen.
Ağzımız tatlansın, sinirleneceğim çünkü yazarken.
Manda kaymağı bu arada mükemmel bir lezzet yahu teşekkür ederim Allah'cığım!
Canım benim ne güzel yaratmışsın ya valla seviyorum seni candan!
Parmaklarımı çıtlatıyorum ve konuya devam ediyorum.
Son iki ayda yaşadıklarımın beni değiştirdiğinin farkındayım, bunu zaten dile getirmiştim. Fakat düşünüyorum da kim değişmezdi ki?
Kim aynı kalabilirdi?
Ben çoğu acımdan, derdimden, kederimden hep değişerek, geçmişte bıraktığım bu yaraların, berelerin her birine karşı yeni bir bağışıklık seçerek ayağa kalktım.
Pişman mıyım?
Asla, ne münasebet!
Aksine kendimi bunu başarabildiğim için şanslı sayıyorum.
Beni kızdıran bu huyumu bilenlerin beni yaralamak istemeleri çünkü huyumu bilenlere karşı bir bağışıklığım yok.
Maalesef.
Tabi kötü değişimler de yaşıyorum.
Her zaman kaliteli değiliz.
Ama bu sorunların çözümü de benim, problemi de.
Yani huyumu bilenler neden gelip bana saldırıyor?
Neden yani niye?
Ne yaptım ben size?
Ne yaptım, son kalan patatesli böreğinizi mi yedim, çayınıza mı tükürdüm, duvarınıza sakız mı yapıştırdım, kapınızdaki paspasa çamurlu botlarımı mı sürdüm, aşınızı mı kestim, evinizi mi zingildettim, çoluk çocuk moralinizi mi bozdum, tuvaletinize gitmeyen kaka mı yaptım?
Ne yaptım?
Neyin garezi veya kaşıntısı bu nedir?
İlk anda sizden gelen bütün darbeleri olabildiğince güler yüz çerçevesi içinde karşılıyorum, dozajı o gün çok artırmazsanız kendi içimde kuduz köpek gibi kudurup deliriyor ve devam ediyorum.
Yine de bazılarınız var ki Allah'cığım affetsin, tam izansız, tam akılsız!
Hayatımın geldiği şu noktanın sebeplerini hiçbirinize açıklamıyorum artık ulen!
Böyle işte hayatım, böyle oldu. Pek memnunum ya da değilim. Her ne halt ise ama böyle size de o haltın başka bir varyasyonunu üstüne limon sıkıp yemek düşer!
Limonu tercih ettim ki ferahlık olsun.
Hâlâ iyi kalpli bir insanım, bir cennet hakkım varsa sizin yüzünüzden kaybetmeyeceğim.
Şuna bak ya şuna bak!
Valide hasta olur, hesabını veririz.
Peder rahmetli oldu, hesabını veririz.
Biz kendimiz hasta olduk hesabını veririz.
Kalbimden büyük kalçalarımın, daha beni istemeye gelmemiş bahtı kara damat adayının hesabını bile verir oldum.
Yahu size ne?
Küçültmüyorum be kalçayı, almıyorum her damat adayını.
Eskiden gençken pek üzülür ağlardım anneme.
Kimse beni beğenmiyor, çok çirkinim, yakınlarım da diyor diye.
Devir değişti.
Yok öyle.
Ben alıyor muyum bakayım?
Ha ben alıyor muyum?
Yazın bakayım hepiniz görmek istiyorum!
"Melankolik elin oğlunu beş beş alıyor mu?"
Etli butlu olmayı da savunuyorum ulen hem de fazlasıyla savunuyorum!
Bundan böyle bu!
Pardon ama yerseniz!
Neden Edebiyat okumuşum?
Sana mı soracağım dümbelek ha sana mı?
Babadan geldi, keyfime geldi.
Okudum lökür lökür, hakkını vere vere!
Dert oldum etrafımdakilere dert!
Hâlâ iç sızlatıyorum birkaç yürekte sefam olsun ayol sefam!
Neden Tarih'e dönmüşüm?
Hoşuma gitti.
Orayı da istedim.
Maymun iştahlıyım, geziyorum her dalda, alanda hoşuma gidiyor.
Ne yani ne?
Neden işe girmemişim?
Çalışma merakım yok, aşım, ekmeğim senden mi?
Hep okuyacağım ulen hep!
Böyle sonra da ev hanımı olacağım çok okumuşundan belki istediğim bu.
Neden siz geriliyorsunuz ey huyumu bilenler?
Ben sizi sorguluyor muyum?
Anca dinler, kafa sallarım.
Ulen o gün en son mantı aldığım yufkacı, evde iki kişisiniz, tek tabak yersiniz diye bana 500 gram mantı vermedi. Paramla yarım kilo mantı alamadım. 350 gramı hak gördü adam.
Yufkacı bile sizin askeriniz!
Hepinizin Allah'cığım bir yerlerinden burdursun!
Benim artık sizi sınav olarak görecek veya sevgi seli olarak sevecek tahammülüm kalmadı.
Küçüğünüze ayrı, büyüğünüze ayrı,
Paket paket, dizi dizi tahammül...
Benimki de can!
Baş ağrım azalıyor, uykum geliyor, kedim halıya geçti.
Keyifleniyorum.
İşbu yazdıklarım bir serzeniştir isyandan ziyade.
Ne yazıktır ki ben yine sizi seveceğim huyumu sevdiğim gibi...
Dirayetli davransam da üzüleceğim her bir sözünüze...
Huyum kurusun da geberin hepiniz!
Bildiğiniz yerden bir bir geberin!
Geberin de elimde irili ufaklı çakıl taşları misali kalın.
Gerçi ben o taşlarla da kendimi kanatmayı bilirim ya neyse...
Baş ağrım hafiften geri dönüyor, uykum yine kaçacak gibi, kedim tekrar yatağa çıktı.
Yine bunalıyorum.
Anladığım kadarıyla galiba sorun ne psikolojik, ne fizyolojik ne de sosyolojik.
Sorun tahammülojik.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tık Tık…/29.

Nice senelere anne.